Perge Antik Kenti
Son Güncelleme: Cumartesi, 21 Kasım 2009 12:58 Administrator tarafından yazıldı. Pazartesi, 02 Kasım 2009 17:18
Pamphylia’nın önde gelen şehirlerinden biri olan Perge
Kestros (Aksu) Nehri’nin 4 kilometre batısında iki tepe arasındaki geniş bir ovanın üzerinde kurulmuştur.
Perge Aksu Antik Kenti M.Ö. dördüncü yüzyılda yaşayan ve Perge’den söz eden ilk yazar olan Skylax
şehrin Pamphylia’da olduğunu ifade eder. Yeni Ahit’de Havarilerin Faaliyetleri bölümünde “... Paul ve yoldaşları Paphos’tan ayrıldığı zaman Pamphylia’daki Perge’ye geldiler” cümlesi eski çağlarda Perge’ye denizden ulaşılabiliyor olduğunu gösterir.
Tıpkı Kestros’un bugün uygun iletişim sağlaması gibi
eski çağlarda da dalgıçlar bölgeyi daha üretken kılıp Perge’de deniz ticaretine olanak sağlayarak önemli rol oynarlardı. Perge denizden 12 kilometre içerde olmasına rağmen
Kestros sayesinde bir kıyı şehri gibi denizin avantajlarından yararlanabiliyordu. Üstelik
içerde olmasından dolayı denizden gelen korsan saldırılarından da korunmuş oluyordu. Üçüncü ya da dördüncü yüzyıl dünya haritasının geç dönem kopyalarında Perge
Pergamum’da başlayan ve Side’de biten ana yolun yanında gösterilir.
Strabo’ya göre
şehir Truva Savaşı’ndan sonra Mopsos ve Kalkhas isimli kahramanların liderliğinde Argos’tan gelen koloniciler tarafından keşfedilmiştir. Dilbilimsel araştırmalar Achaean’ların Pamphylia’ya M.Ö. ikinci bin yılın sonlarına doğru girdiğini doğrular. Bu çalışmalara ek olarak
1953’te Perge şehrinin Helenistik giriş kapısının avlusunda yapılan kazılarda bulunan M.S. 120 – 121 yıllarına ait yazıtlar da bu kolonileşmeye tanıklık eder; heykellerin altlarındaki yazılarda şehrin efsanevi kurucularından Mopsos
Kalkhas
Riksos
Labos
Machaon
Leonteus ve Minyasas adlı yedi kahramandan söz edilir.
Dördüncü yüzyılın ortalarına kadar Perge ile ilgili daha fazla yazılı kayıt yoktur. Bununla birlikte
Büyük İskender’in gelişine kadar Perge’nin Perslerin yönetiminde bulunduğu su götürmez bir gerçektir.
M.Ö. 333’te Perge hiç direnmeden İskender’e teslim olmuştur. Perge’nin bu teslimci davranışı
olumlu politikasının yanı sıra o dönemde şehrin henüz koruyucu surlarla çevrilmemiş olması ile de açıklanabilir.
İskender’in ölümünden sonra
Perge kısa bir süre Antigonos’un nüfuz alanına ve daha sonra Seleucid egemenliği altına girmiştir. Seleucidler ve Pergamum kralı arasındaki sınır anlaşmazlığı
Apamea Antlaşması’ndan sonra da devam edince Roma Konsolosu Manlius Vulso M.S. 188’de arabulucu olarak Roma’ya gönderilmiştir. Manlius Vulso
III Antiochos’un Perge’de bir garnizona sahip olduğu öğrenince Pergamum Kralı’nın ısrarı ile şehri kuşatmıştır. Bu noktada
garnizon komutanı
konsolosu Antiochos’un izni olmadan şehri teslim edemeyeceği konusunda bilgilendirmiş ve bunun için otuz güne ihtiyacı olduğunu söylemiştir. Bu sürenin sonunda da Perge Pergamum’un eline geçmiştir.
Yaklaşık olarak M.Ö. 133’te Pergamum Krallığı Roma’ya devredildiğinde Perge
tam bağımsız olmuştur. M.Ö. 79’da Romalı devlet adamı Cicero
bazı davalarda savcılık görevi yürüten konsey yardımcısı Kilikyalı Gaius Verres’in kanunsuz davranışlarını senatoya şu ifadelerle anlatmıştır: “Bildiğiniz gibi
Diana’nın Perge’de çok eski ve kutsal bir tapınağı var. Şunu iddia ediyorum ki
bu tapınak da Verres tarafından soyulmuş
yağmalanmıştır ve Diana’nın heykelinden altın koparılmış ve çalınmıştır.”
Perge’de kutsal sayılan tanrı ve tanrıçalar arasında Artemis’in önemli bir yeri vardır. Pamphylia lehçesinde Vanassa Preiia denilen bu eski Anadolu tanrıçası
Helenistik dönem madeni paralarının üzerinde bu adla görülür ve Yunan kolonileşmesinden sonra Artemis Pergaia adını alır. Madeni paraların üzerine kült heykel ya da kadın avcı olarak basılmasının yanı sıra
Perge’nin Artemis’i kazılarda bulunan bir çok heykel ve rölyefin de konusudur. Kare taş blok üzerinde kült heykel biçimindeki bir rölyef özellikle ilginçtir. Artemis Pergaia kültü
daha birçok şehirde
hatta Akdeniz çevresindeki ülkelerde bile görülür.
Eski dünyada Artemis Pergaia’nın bu kadar ünlü olmasına rağmen
ona ait tapınağın izleri henüz bulunamamıştır. Şimdilik
Artemis’in altınla bezeli heykelini koruyan ve boyutları
güzelliği ve mimarisi antik yazarlar tarafından göklere çıkarılan bu ünlü anıtın madeni paralardaki şematik betimlemelerinden edinebildiğimiz bilgilerle yetinmeliyiz.
M.S. 46’da
Perge Hıristiyan dünyası için önemli bir olaya ev sahipliği yapmıştır. Yeni Ahit
Havarilerin Faaliyetleri bölümünde
St. Paul’ün Kıbrıs’tan Perge’ye oradan da Pisidia’daki Antiocheia’ya gittiği ve sonra Perge’ye dönerek bir vaaz verdiği anlatılır. St. Paul daha sonra şehirden ayrılarak Attaleia’ya gitmiştir.



